25 Ağustos 2012 Cumartesi

güneşin gölgesine sığındım
ve göze aldım terlemeyi
fakat neden bu denli karanlık
arabaların farları ayırdı bizi
ayık kafalarını camdan çıkartıp
bir şeyler gevelediler
biz aldırmadık onlara
bütün zürafalara küsüm
yeter bu kadar

gözlerimi kapatıyorum bir ara
sezmiyorum beklediklerimin varlığını
o zaman tekrar doğuyorum sana
görüyorum istediğini
ne olduğunu ikimiz de bilmiyoruz
ki aslında oldukça basittir
yaz sıcağında bir yudum
sevişmek hali mi daha iyi
yoksa yalın hali mi
isim değil bu defa
bir eylem sorumuzdaki
ve şıkları kendin yazmalısın
kaç doğru istiyorsan
serpiştir işte dalgakıranlara
eğriliyor ve sertleşiyor çizgi
garip hissediyorum
lakin bir doğru
kaç yanlışı götürebilir ki
ve gerçekten gitmeli
mi yalnı(z)şlar
tecavüze uğruyorum
bütün seçimlerimin kazıklarıyla
yarasalar kan kokusunu alacak
bütün vampirlere dargınım
yeter bu kadar

arkamı dönecek denli
evetim aptal!
"seni büyütmeliyiz!"dedin
ve arkamdan çekiştirip
sokuluyor esmer rüzgarlar
bir hayalet gibi
içimden geçiyorsun
halbuki oradaydım ben
yüreğim boşalıyor
ellerim bocalıyor
ve yine teslim oluyorum
ver şu tabancanı bana
yeterince kaldırmışız zaten
bütün aşklara soygunum
yeter bu kadar

kavrıyorum sımsıkı hayallerimi
bir müddet daha kırmızı çarşaf
ruhlarımız yükseldi
sokak lambalarına
bir ateşkes imzalarken dudaklarımızla
"hiçbir şey olmadı
hiçbir şey değişmedi"
hala bakireyim anne
merak etmeyin ahali
bütün suallere yorgunum
yeter bu kadar

24 Nisan 2012 Salı


Öyle meraklıydım ki ölmeye
İntihar ederdim geceleri
Gözlerim dolu dolu
Boğazım düğüm düğüm
Sesim titreye titreye
Bir türkü söylerdim sonra
Damlalarımı bırakırdım

Öyle meraklıydım ki ölmeye
Severdim  geceleri
Kadeh kadeh
Şişe şişe
Yudum yudum
Yaşamak mümkünmüşçesine
Naralar atarak acırdım kendime

Öyle meraklıydım ki ölmeye
İntihar ederdim geceleri
Bonibon taneleriyle
Ölüm renk renk
Ölüm tatlı tatlı
Ölüm tane tane
Yaklaşırdı her nefeste



6 Nisan 2012 Cuma

Şıpırtılarla doldurdum bardağı
Bir dikişte bitirdim sonra
Hafiften esiyordu müzik
Naralar attım gecenin en karasına
Ev dar geldi boş ve rutubetli gönlüm gibi
Attım kendimi sokağa
Deniz severim bilirsin
Gittim bir kahveye oturdum salaş
Sevmem gürültü patırtı yüreğimdekinden başka
Bir büyük söyledim
Fincanda çay getirdiler önüme
Sonradan hatırladım kahve olduğunu oranın
Çay kaşıkları cama vurdukça çınladı
Yüreğime sensizliğin vurdukça çağlayan sessizlik gibi
Çay daha da yaktı biliyor musun
Pul sesleri zar sesleri derken
Gözlerinin sessizliğini aradım bir müddet
Bulamadım
İçim sıkıldı
Kahve dar geldi duman altı gönlüm gibi
Attım kendimi sokağa
Saçlarını taramak istedim omzuma yasladığın başından dökülen
Saçlarını severim bilirsin
Gittim bir kerhaneye girdim kapıdan
Yıllardır aynı sakızı çiğneyen bir orospu
Buyur etti beni odasına
Saçları seninkilerin rengi değildi girmedim
Kerhane dar geldi anladın işte gönlüm gibi
Sokağa attım kendimi
İyiden iyiye soğumuştu hava
Soğuk severim bilirsin
Gittim yüreğime buz tutmuş yüreğim gibi
Bir geceyi daha sabah ettiğime sevindim sonra
Uyku tutmuyordu senden beri
Hazır mısın kavrulmaya ateşlerde
Sonradan su verenin olmayacak
Boyun eğiyor musun mahkumiyete
Sonradan tahliyen yapılmayacak
Bakıyor musun hayalinde gözlerime
Sonradan baş çevirmek olmayacak
Söz veriyor musun yüreğime
Sonradan yok deyip cayılmayacak
İstiyor musun dokunmak ellerime
Sonradan üşüdüm deyip bırakılmayacak
Yapabiliyor musun bensiz
Sonradan yalnızlık olmayacak
İnsan kaderini kendi yazarmış 

Ben seni yazamadım kaderime
Ellerim titredi çünkü adını söylediğimde
Dudaklarım titredi çünkü yüzünü düşlediğimde
Hayallerim titredi çünkü gözlerini gördüğümde
Dizlerim titredi çünkü seni sevdiğimde
Öylesine yandı kağıt işte beceremedim de

Sen beni yaz istedim kaderine
Bilirim o denli titremez ellerin
Çünkü adımı söylemezsin
Bilirim o denli titremez dudakların
Çünkü başka dudakları öpersin
Bilirim o denli titremez hayallerin
Çünkü beni konu edinmezsin
Bilirim o denli titremez dizlerin
Çünkü kimse önünde eğilmezsin
Öylesine yanmaz için işte bilemezsin de

İnsan kaderini kendi yakarmış
Penceremi taş atmana lüzum yok
Zaten yollarını gözlüyorum
Geç yeter

Yüreğime kan atmana lüzum yok
Zaten yaralarımı deşiyorum
Geç yeter
Havada intihar kokusu var
Duyuyor musun? Bağırışmalar,
Kulak tırmalarcasına alçalıyorlar
Uzaklarda kalıyor git gide canlar

Defterimde mürekkep lekesi var
Yazıyor musun? Sevdalar,
Hiç var olmamışçasına el sallıyorlar
Uzaklara yürüyor git gide aşklar

Kalbimde sensizlik var
Seviyor musun? Suskunluklar,
Nefes aldırmazcasına boğuyorlar
Uzakları siliyor git gide rüyalar

Havada intihar korkusu var
Bensiz misin? Dudaklar,
Hiç öpülmemişçesine kapanıyorlar
Uzaklar? Git gide zorlaşıyor seni bırakmalar

4 Nisan 2012 Çarşamba

Gurur da neymiş
Bilmiyor musun
Köpek gibi sevdiğimi
Her gece sağlığına
Her sabah dudaklarına içtiğimi

Gurur da neymiş
Bilmiyor muyum
Başka kadınlara gittiğini
Her gece yataklara
Her sabah geceye içtiğini

Gurur da neymiş
Bilmiyorlar mı
Aptal olduğumu uğruna
Her gece yokluğuna
Her sabah gözyaşlarıma içtiğimi

Gurur da neymiş
Bilmiyor muyum
Hiç oralı olmadığını
Her gece aşklarına
Her sabah kendine içtiğini

Gurur da neymiş
Bilmesek birbirimizi
Bilmeseler bizi
Her gece unutmaya
Her sabah hatırlamaya içtiğimizi
üç nokta koydum
bir önceki cümleme
bitmiyordu çünkü
bir şeyler
ya eksik kalıyordu
ya da içimde
üç nokta koydum
cesaretsizliğime
üç nokta koydum
korkaklığına
üç nokta yetti işte
bizi anlatmaya
şimdi başka bir cümleye başlayacağım
başka bir özneyle
bu sefer yüklem eksik olmayacak
kararlıyım...
Somebody's gotta make the first move and just for the record I'm not somebody...
Başka bir şehirde
Başkalarıyla birlikte
Başka biri olmak vardı
Bu düşünce kemiriyor beynimi
Bu sebeple yetersiz hissediyorum
Dünya nüfusunca gelecek ihtimali
Yalnız olduğumu sezdiren

3 Nisan 2012 Salı

Sen beni değil
Bende kendini sevdin
Yıllar vardı ki
Böylesine sevilmemiştin

Beni sende değil
Seni kendimde sevdim
Yıllar vardı ki
Ölesiye sevmemiştim
Öldün sen
Kollarımdaydın
Kanlar içinde
Gözlerini açtın
Bir yudum su diye
Öldün sen
Ben gördüm gözlerimle
Bembeyaz kefene ben sardım
Toprağını ben örttüm
Öldün sen ben gördüm
Su serptim ellerimle üzerine
En çok ben ağladım başında
Ben dua ettim mezar taşında
Öldün sen biliyorum
Kollarımdaydın
Kan revan içinde
Bizzat ben öldürdüm seni
Hayır hayır gelme
Öldün sen biliyorum
Şimdi gözlerime bakma
Öldün sen biliyorum
Bir daha karşıma çıkma
Öldün sen
Öldün sen
Ben öldürdüm ben!

Vakitlerden birinde
Bir gaz bulutu vardı
Her şey iç içe
Hiçbir şey ortadaydı
Dönen bu gaz bulutu
Soğumaya başladı 
Çeşitlendi: toprak su hava
Suda yeşerdi ilk canlı
Anlatamıyorum

Vakitlerden ikisinde
Canlı değişti
Şartlara uyum sağladı
Karaya yöneldi misal
Orada biraz farklılaştı
Çeşit çeşit canlandı
Başkalaştı evrimleşti
İnsana kadar geldi
Anlatamıyorum

Vakitlerden üçünde
İnsan toplayıcıydı
Sonra üretici oldu
Göçebeydi yerleşti
Uygarlaştı gelişti
Evreni tanımaya uğraştı
Kendini anlamak için
Mümkün müydü bilinmez
Anlatamıyorum

Vakitlerden geçti
Birincide tohum ekildi
İkincide su verildi
Üçüncüde güneş tutuldu
Benim dünyamdı bu
Aklımın evrimiydi
Seni tanıdığım bu üç vakitte
Gaz bulutunu soğutan sendin
Anlatamıyorum

28 Mart 2012 Çarşamba

Tuz kadar seviyorum seni
Her şeye ekelemek
Her anıma katmak istiyorum
Ve şeker gibi bağımlılık yapıyorsun bende
Tat katsan da hüzünlerime
Diyet bir hayat yaşıyorum
Senim tadım tuzum yok anlayacağın
Tahta bir tabut hissi
Kalıyor damağımda gitmiyor
Su içer gibi bolca yazıyorum
Belki bünyemden atmama
Yardımı olur diye seni
Lakin bir koşu bandındayım
Olduğum yerde debeleniyorum
Vazgeçemiyorum kattıklarından
Ve yine sen yüzünden
Çektiğim bütün vicdan azapları
Sen yüzünden kendimden
İğreniyorum kimi zaman
Diyet bir hayat yaşıyorum
Sana direniyorum
Kendime dönerim belki diye
Keyif almıyorum yaptıklarımdan
Kahvelerim daha sert misal
Alışıyorum...

27 Mart 2012 Salı

Kendiyle oynayan
Bir çocuğum henüz
Nehirler akıyor içimde
Nehirler taşıyor dışıma
Boğuluyorum
Gecenin kör karanlığında
Yanımda oyuncakların en güzeli
Sırtı bana dönük uyuyor
Nehirler doluyor içime
Ona baktıkça ağlayasım geliyor
Bu kadar yalnızlık yapmazdım
Bırakırdım nehirlerimi sana
Bir sepet içinde çırılçıplak
Uyuyarak gelirdim nehirlerimde
Sana aktığını bilseydim sularımın
Kendiyle oynayan
Bir çocuğum henüz
Nehirler dolup boşalıyor
İçime dışımdan...
Söz gümüşse
Borç ver gitsin
Terzi kendi söküğünü
Dikecek vakit bulamıyorsa
Emekli ol de gitsin

Sükût altınsa
Tak boynuna gitsin
Güneş balcıkla sıvanıyorsa
Ört perdeleri söndür  ışıkları
Eve doktor çağır gitsin
Hayatımın sonunda
Mutsuz olacağımı biliyorum
Bu sonu engellemeye yahut
Değiştirmeye uğraşıyorum
Kim bilir
Belki bu uğraşlar yüzünden
Mutsuz oluyorumdur

26 Mart 2012 Pazartesi

Özür dilerim sevgilim
Sen bunları okurken
Ben çoktan ağlıyor olacağım
Sen boğazında bir düğüm hissederken
Ben çoktan bağırıyor olacağım
Senin dizlerin titrerken
Ben çoktan yıkılmış olacağım
Sen yaşamaya korkuyorken
Ben çoktan ölüyor olacağım
Özür dilerim sevgilim
Daha fazla kalamayacağım

22 Mart 2012 Perşembe


Çocukluğumu bir trenin açılmayan camında bıraktım
Issız sokaklarında oynadığım şehrimin denizlerinde…
Yalnız kendiyle savaşan anarşizminde ülkenin
Okumamam gereken kitaplardan öğrendim sevmeyi
Dizlerimin yaralarını yüzümün karalarına yeğlemeyi

Çocukluğumu öğretmenimden yediğim cetvel darbelerinde hatırladım
Kalabalık bahçesinde oynadığım gönlünün denizlerinde…
Yalnız kendiyle savaşan anarşizminde ülkenin
Girmemem gereken gönüllerden öğrendim gitmeyi
Gözlerimin yaşının yüzümün karasını yıkadığını

Çocukluğumu patlattığım toplardan birinde bıraktım
Tekdüze oyunlarında oynadığım aklımın derinlerinde
Yalnız kendiyle savaşan anarşizminde ülkemin
Bilmemem gereken gerçeklerden öğrendim alışmayı
Gözlerimi kapamanın ölümün karasını yâd ettiğini

Boşlukları sen ...........
Eylemsiz(1)
Yemyeşil tellerin arkasına
Yalnızca dumanı ……… sigaramın
Kapkaranlık bir yolda ……….
Adımlarım birbiri ardına
Adamların biri ardımda
Takip ………….
Kişiler ve senaryo aklımda
Yıpyıldızlı bir gecenin
Tam ortasında ………
Ve başımı göğe………
Her şey orada


19 Mart 2012 Pazartesi


Boğazımda bir düğüm susuyorum
Yutkunuyorum da gitmiyor..
Göğüs kafesimde hapsoldum
Bir sancıdır aldı başını yürüyor
Gözlerim sulanıyor durduk yere
Çekinme meyhaneci bilmek istiyorum
Kaç sevdalık ömrüm kaldı söyle!

18 Mart 2012 Pazar


hiçbir zaman başkasının olmayacaksın değil mi demiştin
ellerini avuçlarıma aldığım bir sonbahar akşamüstü
gözlerin ışıl ışıl çocukça bir hevesle yüzüme bakmıştın
hala bir parça yalan kalmıştır bende belki diye
yorulmuştun biliyorum sıkışıyordun kollarımın arasında kalmıştın
öpüşlerinde batıyordu kalbin inen kara sular içinde
o pek sevdiğin siyah topukluların acı veriyordu artık

hayır dedim hiçbir zaman olmadım biliyorsun, olmayacağım
kalbinin yarası parladı ve hücum etti yanaklarına yakut gibi
baca gibi tütüyordu yüreğin yüreğime dudakların
dudaklarıma dayıyordun ki gelmekten yorulmayayım
lakin biliyordun daha satın alırken o pek sevdiğin topukluların
bir gün ayaklarını parçalarcasına, kalbinin ucuna değercesine
acıtacağı gerçeği gibi cevaplanacağını sorularının

hiçbir zaman benim olmayacaksın değil mi demiştin
ellerini bıraktığım bir sonbahar akşamüstü
gözlerin dolu dolu çocukça bir hevesle yüzüme bakmıştın
hala bir parça yürek kalmıştır bende belki diye
kırılmıştın biliyorum üşüyordun kollarımın arasından çıkmıştın
ayaklarında batıyordu kalbin inen kara sular içinde
o pek sevdiğin siyah topukluların acı veriyordu artık

hayır dedim hiçbir zaman olmadım biliyorsun, olmayacağım
kirpiklerinin karası parladı ve aktı yanaklarından is gibi
baca gibi tütüyordu gözlerin gözlerime yüreğin
yüreğime tütüyordun ki gitmekten vazgeçeyim
lakin biliyordun daha satın alırken o pek sevdiğin topukluların
bir gün ayaklarını parçalarcasına, kalbinin ucuna değercesine
acıtacağı gerçeği gibi sonlanacağını varlığımın

hiçbir zaman olmayacaksın değil mi demiştin
hayır dedim hiçbir zaman olmadım biliyorsun, olmayacağım

17 Mart 2012 Cumartesi

Sen sür sefasını bu aşkın
Cefası bendedir
Sen topla en taze meyvelerini
Çürükleri, geçkinleri bendedir
Sen yıkan oluk oluk akan gözyaşlarımda
Kan bendedir
Sen dinle yanık türkülerimi
Ses bendedir
Ben efkarlanır ararım da
Derman sendedir
Sen çek kapıyı çık yüreğimden
Tapusu bendedir
Bir gün olur da
Gelemezsem gece
Çalamazsam kapını
Dilimde korkunç
Yapayalnız ve
Derin karanlıklarıyla
Bir tek hece
Ya sen olursun
Ya ben yahut o

Bir gün olur da
Tanıyamazsam seni
Edemezsem selam
Hatıralarımda korkunç
Yapayalnız ve
Derin karanlıklarıyla
Bir tek kelime
Ya belki olur
Ya sanki yahut keske

Bir gün olur da
Sevemezsem seni
Saramazsam belinden
Aklımda korkunç
Yapayalnız ve
Derin karanlıklarıyla
Bir tek yabancı
Ya başkası olur
Ya kendim yahut sen

14 Mart 2012 Çarşamba

Birazdan gideceksin biliyorum
Yüzüme bakacaksın
Son bir kez belki 
Kal dememi bekleyeceksin
Ya da en azından 
Bir şeyler söylememi
Göz yaşlarını silemem
Ağlama diyemem sana
Hakkındır kendine acıman
Varken yüreğinde benim gibi
Başıboş serseri bir adam
Çok yordum seni
Farkındayım inan
Yine de ağzımı açmayacağım
Kolundan tutmayacağım
Göz yaşlarını silemem
Hakkındır acımak geleceğe
Benim gibi başıboş
Serseri bir adamın 
Hayallerinde işi ne
Birazdan gideceksin biliyorum
Yüzüme bakacaksın 
Son bir kez belki
Sevdiğini söylemek isteyeceksin
Fakat karşılık bulamayacağını bilmek
Bastıracak sesini
Yine de göz yaşlarını engelleyemeyeceksin
Boğazımda düğümlenmiş bir şeyler
Tekrar yutkunabilmek
Derin nefesler alabilmek için 
İçeceğim senden sonra
Birazdan gitmişsin biliyorum

13 Mart 2012 Salı

Belinden sarmak
Bahar gelmişken ve
Havalar mayhoşken daha
Gözlerinin en içine bakmak
Allanmış yanaklarına
Elimin tersiyle bir parça dokunmak
Esip geçen rüzgara dolanmış
Saçlarını yakalamak
Tutmak seni kendime
Çekip sıkıca
Ne ilk ne de son
Hiçbir bahara bırakmaksızın
Kavramak dudaklarından
Kaplamak belki
Yüreğinde bir yudum yer
Bilmek seni
Bir bilinmez yolculukta
Kendini keşfedercesine öğrenmek yeniden
Bir gece yıldızlarda koşmak...
Demeyeceğim!
Olmayacakları anlatmayacağım
Sana
Yaklaşamam
Gururum kilometrelerce uzanır önümde
Belli etmem hiç
Gelmeni beklerim senin
Bahar gelmişken ve
Havalar mayhoşken daha
Kendini bana getir isterim
O vakit "demeyeceğim!"
Dediklerimi demekle kalmam
Çok hem de pek çok
Severim..
Yaşamak buysa eğer yaşıyorum
Başka bir şeyler arıyorum
Her daim aklımda
Yapamadıklarım, söyleyemediklerim
Hissedemediklerim kalbimde
Her daim
Duyuyorum
Söylenmemiş şarkılar
Mırıldanıyorum
Gitmek buysa eğer gidiyorum
Bedenim bavuluma ağır geliyor
Taşıyamaz kimse beni
Götüremez yeterince uzaklara
Biliyorum
Hiçbir tren yahut gemi
Kendimden olduğunca

12 Mart 2012 Pazartesi

Bir gün batımına yakınlık mıydı
Bir kupa bol köpüklü arpa mı
Bir çift gül rengi dudak mıydı
Bir kadeh kırmızı üzüm şarabı mı
Bir damla göz yaşı mıydı
Bir kadeh aslan sütü mü
Bir sevdiği her şeyi göze alabilmiş miydi
Bir sevgili her şeyden habersiz mi
Bir bir sevdiğini diyecek miydi
Bir ömür bekleyerek geçip gidecek mi
Bir soğuk esen rüzgar mıydı
Bir yüzüme bakışın mı
Bir şehre çöken gece miydi
Bir yüreğe inen yabancı silüet mi
Bir vakitler gerçek miydi
Bir yalandan ibaret mi
Bir sana tutkun ben miydi
Bir bana suskun sen mi

11 Mart 2012 Pazar

bu gece gerçekten öleceğim
ardıma bakamadan
gözlerimi bulamadan
kendim olamadan gideceğim
özleyen olmayacak beni
mikroskobik bir ruhsallık benimki
öylesine değersiz
ve öylesine büyük
kapkara bir boşluk hayat perdesi

bu gece gerçekten öleceğim
geçmişin dizlerine başımı yaslayıp
doyasıya ağladıktan sonra
derin bir uykuya dalacağım
içimde bir parça huzursuzluk
yıllardır kaldığım uykusuzluğun
acısını çıkaracağım
ve hep görüp de yapamadığım
rüyaların sonsuzluğuna dalacağım

bu gece gerçekten öleceğim
ve hepiniz bir meşgale içinde
bir hengame içinde sürdürüyorken
aslında bitmesi için dua ettiğiniz hayatlarınızı
ben dua etmeyi bırakalı çok olmuşken,
ruhunuz duymayacak, bas bas bağıracağım
ve sessiz sedasız aranızdan ayrılacağım

10 Mart 2012 Cumartesi

karaya denizci düğümüyle oturmuş
iskeleye bütün yüküyle demir atmış
bir sandal parçasıyım ben
hafif dalgaların
gönlümü yalayıp geçmesiyle
yetinmeğe uğraşıyorum
yapamayacağımı bile bile
bırakacağım bu işleri deyip
her gün biraz daha
başlıyorum yine
düğümlemeye kendimi..

8 Mart 2012 Perşembe

kendime verdiğim sözlerim var
bilirsin ne kadar istesem de
ses edemem korkumdan
fakat susmam demek değildir bu
sadece laf anlatmağa
mecalim olmaz çoğu zaman
ve genellikle korkuyorum
doğru kelimeleri bulamamaktan

kendime verdiğim sözlerim var
bilmiyorum ne beklediğimi
fakat ne istemediğim ortada
beklentileri arttırmak misal
kendi kendimi uğrattığım
hayal kırıklıklarım çokça
ve genellikle geçmişimden
kapıma dayanıyor alacaklılar
korkuyorum yarına çıkamamaktan

kendime verdiğim sözlerim var
ve genellikle korkuyorum
onları ya da kendimi tutamamaktan

6 Mart 2012 Salı

Kendime tuttuğum aynaya yansıyan
Karanlık yakıyor gözlerimi
Kör oluyorum
Günden güne
Kezzaplar saçıyor dünlerim yarınlara
Bu allahın cezası
Kuş tüğü bataklıkta
Biraz daha çekiniyorum çırpındıkça
Bir heykel el uzatıyor
Hayal meyal
Ona tutunuyorum
Sayıp sövüyorum kendime sonra
Lanetliyorum kelimelerimi
Mühürlüyorum aynaları
Karanlığa dönmek istemiyorum
Körelmek bir bıçağın keskinliğince
Şimdi ne kanlı olurdu diyorum
Renkleri hatırlıyorum
Artık görmeyen gözlerimde
Güzel miydi sahi
Bir şey anlamadığımı
Şimdi parmak uçlarım
Dibe değerken
Daha bir anlıyorum
En imkansızları
İçimde yaşadım ben
Her şeyini kendime
Yonttum istemeden
Sade konu edindim
Sana hissettirmeden
Haydi uzan yanıma
Sabah olup gitmeden
Dudaklarını bağışla
Bir sarıver belimden
Hazırım dedim ya
Tutsana ellerimden

5 Mart 2012 Pazartesi

bu kadar kan kaybı
fazla geldi yüreğime
başım dönüyor
gözlerim kararıyor
iyiden iyiye
uyuşuyorum
soğuk mu oldu ne
bir yerleri
aşık bıraktım yine
üşüyorum
halsizim
dudaklarımın rengi de
çekiliyor yüreğime
bundan böyle
beni görmek istersen
kalbine bakabileceksin sade
seni hep izliyor olacağım
demek isterdim
fakat ölümden sonra
gidecek yerim yok benim
sense devam edeceksin
olduğu gibi her şeye
ölümümden önce

4 Mart 2012 Pazar

14 ocak 2012

koyuluğun altından
sarılar parlamaya başlıyordu
akan boyayla biylikte
git gide daha da
sarışın oluyordum sana
bir yosmaya bakar gibi
küfür ediyordun
seslenirken adeta
gözlerin ifadesizdi
kalbin de sanırım
ve giderek artarken
otoyollarda arabalar
burnum akıyor
boğazım acıyor
düğüm düğüm her yerim
tir tir titriyordum
beynim ateşten
pişmesin diye
vücudumun kendiliğinden
aldığı bir tedbirdi bu
aşk girmişti kanıma
savunmasızdı antikorlarım
ilk kez bu duruma
bir defa atlatırsam
aşina olacaklar sanmıştım
kaç badire atlatmıştım da
hala yeniydin bana
anladım
her yeni aşk
ayrı bir altbaşlığıydı
ana temanın
ve ilk okul kitaplarındaki
doğru anladık mı
kısmı da olmuyordu
kendini sınadığın
cevap anahtarın yoktu
oysa ben
soru sormaya dahi
çekiniyordum
ve ısrarla sana
çekiliyorum
git gide daha da
sarışınlaşırken ben sana
rolümü oldukça
iyi yerine getiriyordum
unuttuğum yerlerde
sufle vermiyordun hiç
doğaçlama yapıyordum ben de
bezi ıslatıp
alnına koydukları gibi
küçük hasta çocukların
yanan bir şeyler
beni öldürmesin diye
rakıyla ıslatıp
seni koyuyordum
dudaklarıma
git gide daha da
sarışınlaşırken ben sana
sen alabildiğine
esmer seviyordun
Hafif de olsa sürekli esen rüzgarın yakasına yapışmak istedim bir an..gırtlağını sıkıp "esmesene orospu çocuğu!" demek.. Onun yerine kayıtsızca elimi başıma götürüp dağılan saçlarımı hafifçe taradım.. Şimdilik yeterdi ona bu korku.. Bir daha esmezdi..
paldır küldür içeri girdiğini duydum. kapıyı açtı. "tanrım yine mi?" dedi. başımı klozetten güçlükle kaldırıp ona baktım. halime acımış olacak ki yüzündeki kızgın ifade bezginliğe dönüştü.yavaşça yanıma diz çöktü. ince parmaklarını yağlı saçlarımda gezdirdi.sonra "haydi" dedi "bir duş alalım"..bu yüzden seviyordum onu. "seni duşa sokalım" ya da "bir duş al" dememişti. en boktan durumlarda bile paçalarını sıvamadan dalardı yanıma. kolumun altına girip gövdesiyle destekleyerek beni ayağa kaldırırdı.üzerindekileri yumuşakça sıyırdı. yakasına biraz kusmuk bulaşmış ve terden kokuşmuş gömleğimin düğmelerini açtı. kemerimi çözüp lekeli pantolonumu indirdi. çıplaktık. suyu açtı. ılıktı su. saçlarından akan damlaları izledim. dudaklarının arasında biriken suyu dudaklarını sıkarak taşırmasını izledim. ağzını açıp derin bir nefes almasını dinledim şırıltının sesiyle beraber. biraz sıcağa çevirdi suyu. sıcağı severdi ben genelde soğuk suyla ayılırdım. gece uyumadan önce değil sabah işe gitmeden önce duş alırdım rahatlamak için değildi. gevşeme ihtiyacımı altılı birayla giderirdim genelde. kollarımı kaldırıp dokunmak istedim ona fakat yorgundum halsizdim. yapamadım. izledim sadece..

3 Mart 2012 Cumartesi

yağmurlar yağdı
tanrımın üzerine bugün
bulutlar kapladı
dumanlı
yüzünü göremedim
güneşim
ağladı bugün
bütün sahteliğiyle
kahkahalarıyla güldü
travestim
fileli çoraplarını
sıyırdı bacaklarından
hemen sonra
topuklularını çıkardıktan
pis bir koku sardı
hayallerimi bugün
boya küplüğünü
bir kenara bıraktı
ceketini aldı omuzlarına
bir öksürükle temizledi
inceliği sesinden
yıkandı bütün günahlarından
mesai bitmişti
"siktir et!" dedi
yorulmuştu kadın olmaktan
kurşuni bir öpüş doluyordu gözlerime
hava yorgundu nemden
gözlerinin tatlı bir şıpırtıyla
kapanıp açıldığını hayal ettim
sonra bir kez daha
gelen baharla ısıtan güneşin altında
beyaza çalan
buğday gözkapaklarını
göğe teslim ettin
başını geriye atarak
kahverengi kirpiklerinin
siyah gölgelerine saklamıştım kendimi
seni istediğim vakitler öğrendim
intihar düşüncesini
geriye attığın başın
boynuna ağır gelmeye başlayınca
oynattın kafanı sağa sola
ve gölgeler yalayıp geçti yüzünü
tadına aşina olmak için yanıp tutuştuğum
dudaklarını düşündüm sonra
sensizliğin metalik tadı
söylediğim şarkılara dolandı da
girdi kanıma
henüz yaz olmadığını
esen ılık bir rüzgarla hatırlattı hava
sesine değen rüzgarın ardından koştum
sana dokunabilmek için
hatırlarken ağlamaktan
kabuğunu  soyarken
kanatmaktan korktuğum bir yaraydın sen
kurşuni bir öpüş doluyordu gözlerime
sanırım uğraşmayı bıraktığım
intihar düşüncesi
çalmıştı kapımı yine
ve ben bütün düşüncesizliğimle
onu içeri davet etmiştim
hayal etmeye devam etmiştim
işte seni öyle sevmiştim
son nefesimi verirken
ille de sen demiştim
kurşuni bir öpüş doluyordu gözlerime
seni görüyordum
sana yürüyordum
nihayet bitiyordu hasret
kurşuni bir öpüş dolduğundan beri
gözlerine

11 şubat 2012

sana yazmak istiyorum hep
hep seni anlatmak
hep sana atılmak
daha yorgun fakat
daha güçlü daha istekli
düşmemek için yürüyorum
gittiğim bir yer yok
sabit bir makinenin
hareketli bandında ben
dönüp dolaşıp geldiğim
kürkçü dükkanında
hayvanları korumaktan dem vuruyorum
işe yarayacakmışçasına
eskiden yumuşak gelen dokular
bir kirpinin dikenleri gibi artık
ve bundan böyle
her mevsim sonbahar
yağmurlar içmek istiyorum
gözyaşlarıma inat
ayağımın altında
tüm sessizliğiyle hışırdarken yalnızlığım
sökmek geliyor
ağaçları içimden ve
daha pek çok güç gerektiren eylem
seni unutmam muhtemelliğini geçmişken
her adımımda
biraz daha yaklaşıyorum sana
biraz daha unutup
biraz daha hatırlıyorum
her susuşumda sen deyip
her senle başlayan cümlemde
avaz avaz susuyorum aslında
her hücremde meydana gelen
karmakarışık sensiziliği
anlatabilir yahut anlayabilirmiş gibi
tıklım tıkış fırlatıyorum sözcüklerimi
unutmamak için yazıyorum
yaşamak için yazıyorum
ve genellikle de sade
yazmak için yazıyorum
ama hep sen yazıyorum
inan ki
istemsiz bir hareket bu
kırılmış bir oyuncağını
hala saklamağa uğraşan bir çocuk gibi
kırıntılarını arıyorum
kalbimin altına süpürdüğüm bir şeylerin
artık "yeniden" sözcüğünde
sana yer yok sözlüğümde
belki bunu bilmek kırıyor beni
o yüzden yıkmak istercesine
yasak yazışlarımı yineliyorum
ve her defasında düne yeniliyorum...

2 Mart 2012 Cuma

giderken
kapıyı ört demiştim
duymamışsın
buz gibi oldu içerisi
tekrar ısıtmak
bir hayli sürecek
biliyorsun
çok mu zordu
bir hoşçakal demek
ardından seslenmedim değil
fakat üşütmüşüm
sesim kısık çıkıyor biraz
şu sigarayı
başkalarında iç demiştim
duman altı oldu içerisi
küllerini savurma bari
bir suya
bir söze bakar bu yangın
alarmların çalmasıysa
an meselesi
ortaklıklarımız yüzünden
yerimizde sayıyoruz
aynılıklar bulmak için
bakıyoruz etrafımıza
bize konuşma sırası
gelsin diye
başkalarını duyuyoruz
hayır,dinlemek denemez buna
ve sıra bize gelince
o kadar hızlı konuşmalıyız ki
bir sözcük dahi atlamaksızın
ve bir saniye soluklanmaksızın
durmaksızın anlatmalıyız
nasıl katıldığımızı başkalarına

ortaklıklarımız yüzünden
yerimizde sayıyoruz
acıyla baş etmenin yolu
onun varlığını kabullenmektir
oysa yaptığımız her eylemde
onu dile getirirken bile
yalnızlığımızdan kaçıyoruz
farklı olmak zor geliyor hepimize
kendi çizdiğimiz yolda yürümek niye
bir başkasının açtığı yol
ve iki lafın belini kıracağımız
yoldaşlarımız varken çevremizde
hayır, paylaşmak denemez buna
yalnızlık paylaşıldıkça
olduğu şey olmayı
bırakmaz mı zaten
bu yüzden haykırmıyor muyuz
avaz avaz yalnızlığımızı

ortaklıklarımız yüzünden
yerimizde sayıyoruz
ve ben artık
ortaklık istemiyorum
aynılıklarınıza kına yakın
bütün hisselerimi devrediyorum
ben sadece
dinlenmek istiyorum artık
avaz avaz fısıldamaktan
kalabalıklaşan yalnızlığımı
tekrar anlamlarla yüklüyorum
bu ilk veda edişim değil
şüphesiz sonuncu da olmayacak
sadece yorgunum
aynalara bakmaktan
artık farklılıklar arıyorum
kendi yollarıyla gelmeli insanlar
daha öncekilere benzer olsa da
kendi cümlelerini kurmalılar
akıllarını oynatmalılar
ve delilik o denli
yerilmemeli
haydi konuşun benimle
duymak yerine bu defa
gerçekten dinleyeceğim sizi

1 Mart 2012 Perşembe

27 subat 2012

kelimelerim
donup kalıyor ağzımda
ıslak dilime yapışıyorlar
ve çıkmamak için direniyorlar bazen
bazense bir sabunu
ıslak elle tutmaya çalıştığım gibi
kayıyorlar
akıp giderken fakat
çok zorlanıyorum
hangilerini tutup
hangilerini salıvermem
gerektiğini sana

26 subat 2012

Ve bir gece
Keyifli bir hüzne sahip dublelerini
Yudumlarken farkedeceksin
Anason kokusu dışında
Her şeyin değiştiğini..
Saçların kırlaşacak mesela
Sağlam içmişsin baya baya
Gözlerinin altındaki torbalardan belli bu..
Belki
Ağlamadığın gözyaşlarını biriktirdin orada..
Zaten yorgun olan sesin
Biraz daha kalınlaşmış..
Güzel gözlerinin rengi solmus
Hafif grileşmiş onlar da..
Fakat dudakların değişmemiş olacak
Yalnız çevresi biraz buruşmuş..
Kadehini kaldıracaksın şerefime
Ve dikeceksin kafana bir hamlede..
Efkarlanıp yanık bir şeyler söyleyeceksin
Çalgılara eşlik edercesine..
Yaşlanacaksın..yaşlanacağım
Anlayacaksın..anlayacağım
Ağlayacaksın..ağlayacağım
Haykıracaksın..haykıracağım
Fakat birbirimizden
Habersiz olacak bunların hepsi
Bu gece kadehim sana sevgili

26 subat 2012

Gururunu bırak da gel bana
Bütün yalanlarından arın da gel
Söz veriyorum yargılamayacağım
Suçların ve günahların yüzünden seni
Bütün çocukluğunla
Bütün gençliğinle
Bütün geçmişinle gel bana
Dinleyeceğim her şeyi harfi harfine
Ve seni öpme düşüncesiyle
Meşgul olmaktan
Aptal aptal bakacağım yüzüne
Ki sen bileceksin
Daha önce yapmışlığım çoktur çünkü
Diğerlerini bırak da gel bana
Sen gel yalnız kendinle
Korkaklığını bırak da gel bana
Bütün endişelerinden arın da gel
Söz veriyorum hayır demeyeceğim sana
Hayallerimi çok seviyorum
Lakin aynı zamanda
Çok da acıyorum onlara
Çünkü biliyorum
Pek çoğu yalnızca
Şu an olduklarI şey olmaya
Devam edecekler
Ve çoğu zaman kızıyorum onlara
Kırılmama sebep oluyorlar diye
Hayatta da böyleyim galiba
Çok sevdiğim belli bir şey yok
Hiçbir şeyden çokça
Ve her şeyden biraz..
Perdeleri çekmesiyle ışık doldu içerisi. Akşamdan kalmaydım, muhtemelen günün çoğu geride kalmıştı. Kalkmak istemiyordum fakat zorundaydım. Tekrar içebilmek için, tekrar hatırlayıp tekrar unutabilmek ve tekrar kahkahalarla güldükten sonra kıçımı devirip rüyasız bir uyku daha uyuyabilmek için uyanmak zorundaydım. Perdelerden hıncını alamayınca yorganıma yöneldi ve tek hamlede tüm vücudumu yorgan altındaki hantallığından soydu.. Midem hala bulanıyordu ve ağzımda sigara tadı vardı. Rahat nefes alamıyordum. Bir kahve iyi gelecekti. Yaşlı ve yorgun bedenimi yataktan kazıyıp çıplak ayak yerlere basarak mutfağa girdim.. Arka odadan seslendi "Sana kahvaltı hazırladım!". Masadaki tabağa baktım ve fazla sağlıklı olduğuna karar verdim.. Henüz onları yemek için çok gençtim. Kahve bardağına sıcak suyu koyarken buharın yüzümü yalamasına izin verdim, bir yudum aldım. Hayat fazla tatsızdı.. Bardağın yarısını akşamdan kalan yemek artıklarıyla pislik içinde duran lavoboya döktüm, kahvenin üzerine vodka ekledim.. Şimdi her şey daha güzel olabilirdi. En azından ihtimal vardı ve bir gün daha başlamıştı..Lanet olası bir gece daha..
varınca ara demiştin
yapamadım gülüm
bir yere vardığım yoktu
daima yolda
daima gitmekteydim
senden ayrılalı henüz saatler olmuşken
boş kadehler göndermeyi düşündüm
vardığım her cennetten
sonra yüzüm olmadığına karar verdim
ben gitmiştim senden
bile bile
haydi demiştim
haydi güle güle..

varınca ara demiştin
çok aradım gülüm
senden bir parça bulmak umuduyla
seviştim insanlarla
sana benzettiğim birinin
yüreğine uğrayayım dedim
yatağına uğramakla yetindim
olmuyordu
yapamadım gülüm
bir yere vardığım yoktu
daima yolda
daima gitmekteydim
senden ayrılalı henüz günler olmuşken
kartpostallar göndermeyi düşündüm
vardığım her bedenden
sonra hakkım olmadığına karar verdim
yeterince gitmiştim senden
ederince ağlarım
demiştin ben çıkarken
kapıyı aralık bırak
ışıkları da açık
bir tanrı misafiri olarak vardığım
gönlünden..

varınca ara demiştin
anımsayamıyorum gülüm
yoksa dememiş miydin
ben mi uyduruyorum dedim
çoğu kez de böyle olduğuna
kanaat notu getirdim
geçebilmek için kendimden
kalmayı sevmezdim bilirsin
daima yolda
daima gitmekteydim
yapamadım gülüm
öylesine çoktun ki yüreğimde
sen fışkırıyordun
bıçağın değdiği yerden
fakat ayırt edemez oldum
gerçekten var olduğunu bir vakitler
ve yaşamıştık seziyorum bir şeyler
senden ayrılalı henüz aylar olmuşken
yüreğimi göndermeyi düşündüm
ağladığım her geceden
bir zarfın içinde
lakin postahanede
gitme arzusuna kapılıp da
kaçabilir ihtimaliyle veremedim
benimle duruyor hala
sense var olduğunu dahi bilmiyorsun
öyle bir şeyin
severdim kalsaydın demiştin
kalırdım sevseydin..

varınca ara demiştin
yapamadım gülüm
kendime varıyorum daha henüz
daima yolda
daima gitmekteydim
senden ayrılalı henüz yıllar olmuşken
kendimi göndermeyi düşündüm
vardığım güzelliğinden
içimde bir boşluktun sen
hiç bilemeyecektim
bir daha hiç
gidemeyecektim...
neydi böyle hissettiren
nereye gittin ey neşem
gözlerindeki ışıkları
kim söndürdü
aç! aç!
karanlıktan korkarım
aç şu kapılarını
sevda girmeyen bedene
yalnızlık girer demişler
sokma kalbine
uyuşturucuları..
haydi sev beni
yapabilirsin biliyorum
karşındayım
inanmadım hiçbir şeye
böyle körü körüne
neydi böyle hissettiren
nereye geldik ey neşem
gözlerindeki ışıkları
kim söndürdü
aç!aç!
ölümümden korkarım
aç şu güzelim dudaklarını
ve söyle bana birtanem
düşünce suçlarını

28 Şubat 2012 Salı

biraz gururu olan herkesi ağlatabilir
siyah dumanıyla tüttürülmüş bir klarnet
ne denli mutluysan hayata inat
insanlara inat ne denli gülüyorsan
o denli acıtabilir canını
yalnızlığının ilk ışıklarında
havanın buz kokusunda
bütün işlenmedik günahlardan
biraz sevgisi olan herkesi arındırabilir
iki dudak arasındaki merhaba

26 Şubat 2012 Pazar

Hiç başka birinin çişi için kalkmadım masadan
Ve bununla gurur duyuyorum
Ellerinden tutmama ihtiyaçları olmadığını fark edecekler
Ne de olsa ben her zaman yanlarında olamam
Alışmalılar...
İnsanlar yaşlanıyordu
Ben onlara inat
Gençleşiyordum
Hikayem yeni başlıyordu
Ortasından başlayan bir film gibi
Öncesini bilmezdim
Yoktu

İnsanlar susuyorlardı
Ben onlara inat
Konuşuyordum
Sözcüklerim yeni başlıyordu
Yarım kalan bir cümle gibi
Sonrasını bilmezdim
Çoktu

25 Şubat 2012 Cumartesi

Tanrım
Bir peygamber gönder bana
Bir ses bir melek bir işaret
Al beni cennetine
Unut işlediğim bütün günahlarımı
Utanacağım ve sen bileceksin
Tapındığım kullarını

Tanrım
Bu arafta bırakma beni
İnandır var olduğuma
Bir ışık bir tabela bir harita
Yürüyeceğim cennetine
Utan bütün çektirdiklerinden
Unutacağım ve sen bileceksin
Dinlemediğin dualarımı
Ne kadar istemiştim
Benim olmanı
Tüm güzelliğinle
Tüm acılarınla
Tüm gülüşlerinle
Tüm dudaklarınla
Tüm kalbimle
Senin olmayı
Ne çok istemiştim
Anlamsız geliyor
Biliyorum
Sana layık değilim
Anlıyorum inan
İnan bana sevgilim
Yine de istemiştim işte
Ve hayat her zaman
Vermiyor istediklerimizi bize
Öğreniyorum
Bir daha istemeyeceğim
Hiçbir şeyi
Bu kadar çok
Bu denli sapkınca
Alçakça
Açıkça
Oysa
Ne kadar ortadaydım
Ne kadar senindim
Eğilip almadın beni yerden
Birinin görmesinden
Ayıplanmaktan korktun belki
Ya da tenezzül etmene
Değmezdim
Bıraktın beni öylece
Ve ben sahipsizdim
Ne kadar istemiştim
Özgür olmayı
Tüm sınırlarıyla
Tüm zincirleriyle
Tüm gökyüzüyle
Tüm kanatlarımla
Bilinmez bir yerlere uçmayı
Öyleydi işte
Tekerlekli bir sandalyede
Ne kadar yürümek isterse insan
O kadar istemiştim inan
Biliyorsun
Aptalın biriyim
Laf söz dinlemem
Kan çıkar
Kan tükürür
Yine de
Ve hatta ille de
İçerim zehirlerimi
Ve kızılcık şerbetiydi derim
Gözlerine bakarak milletin
Ve sen gülersin
Ama ne severim gülüşünü
Bilmezsin
Issız
Birkaç kişi
Uğruyor sokağıma
Camımın ardından
Bakıyorum
Küfürler ediyorum
Onlara
Selam edeyim
Kelâm edeyim
İstiyorlar
Bekliyorlar
Hiç biri
Sen değil
Diye baç çevir
-mek olur mu
Olmaz
Kendime saklıyorum
Çeğizimi süslüyorum
Hiç gelmeyecek
Düğün
Gönlüme asitler
Yağdır
Mevlam
Yandım
Su

24 Şubat 2012 Cuma

Kızardım sana
Sen deyince
Adın geçince
Al al olurdu yanaklarım

Kızardım sana
Sen gelince
Sözlerin senince
Al al olurdu dudaklarım

Kızardım sana
Sen bakınca
Gözlerin yakınca
Al al olurdu kalbim

Kızardım sana
Sen gidince
Ben bitince
Al al olurdu cesedim
konuştuklarım,
sustuklarım çekirdeğini doldurmaz
yanmaktan korkarak
ellerimi cebime sokuyorum
ateşe yanaşmak yerine.
yeri hissettirircesine
eskimiş ayakkabılarım
fakat durmuyorum
ayaza inat
yıldızlara inat
sana inat
en çok
en çok da kendime
kendime inat
yürüyorum güneşe doğru
yağmurlar söndürmeden yetişmeliyim ona
söylemeliyim sustuklarım çekirdeğini doldurmayan
konuşacaklarımı..
anlatmalıyım
benim için nasıldı
sahi nasıldı
unutuyorum yahu
dur
dur be çocuk
oyalama beni!
güneşe yetişmeliyim
yağmurlar onu söndürmeden önce
ve söylemeliyim ona
ne kadar
olduğunu
dolduğunu yüreğime
neredeyse unutuyordum
haydi
haydi be çocuk
durma yağmurlarda
hava soğuk
git evine
ıslanma üşüme
bu yağmurlar, bu fırtına
sana göre değil
üşütürsün
konuş
konuş be çocuk
anlat sen de güneşine
yağmurlar onu söndürmeden önce
koş yetiş
konuş yetiş
haydi çocuk
sağ salim demeyeceğim
güle güle de komik olur
ağlaya ağlaya
kanaya kanaya
yaralı ölü
var güneşine
yağmurlar onu söndürmeden önce!

sakız

Hani tatlı bir sakız atarsın ağzına
Yavaş yavaş tadı ederken veda
Birkaç tane daha atmak istersin
Atarsın da tatlanır
Sonra o da geçerken
Bir tane daha ve bir tane daha
Sonra paket biter
Ağzında koskocaman sakız
Çenen ağrımaya başlar
Şakakların zonklar
Tadı da gider gibi olunca
Çıkartırsın sakızı
Sığıtırsın bir kenara
İşte ben de öyle
Eee...
Buradan bağlayacağım bir konu
Çıkartılacak bir ders yok
Hani ben yapardım
Belki siz de yapıyorsunuzdur arada
O yani
Hayat kisa
Bunu bil
Beni bul..
Yeniliyorum hayata ve o zaman daha bir yeniliyorum hayati..

seni unutmak için içtim dün gece..sonra sen geldin aklıma

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
gözlerin,dudakların
yerleşti göz kapaklarıma
ve sesin ninni söyledi
kulaklarımda...

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
onca kadehin yapamadığını
sen yaptın;sarhoş oldum
yanımdan geçen garsonun
sana benzer kokusuyla...

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
gerisini hatırlamıyorum...

düzdüğün fahişelerini

sorsam söyleyecek misin sanki
yahut kendin hatırlar mısın
düzdüğün fahişelerin isimlerini
kendine sordun mu adam mısın
hep sorular
bulamadık cevap verebileni
sabah kalktığında fark ediyor musun
hayatındaki eksikliğimi
yahut arıyor musun
dırdır yapacak birilerini
yoksa konuşmaktan yana değil misin
başka şeylere mi harcamalılar enerjilerini
yüksek noktaya ulaştırır mısın
hatırlamadığın isimli
düzdüğün fahişelerini...

ayrılış

yeni bıraktım ellerini
üşüyorsundur şimdi
gözyaşların ıslatıyordur yanaklarını
içinden küfürler yağdırıyorsundur bana
lanetler okuyorsundur
tanıdığın güne beni
ve sevdiğini yalanlıyorsundur
yalan olduğunu bilerek içten içe
biliyorum
başka adamlar da sevecek seni
korkmamalısın
bense bulamam bir daha böylesini
bilmiyorsun ki
seni bırakışım sevdiğimdendir
sen yine et küfürlerini
çünkü yeni bıraktım ellerini...

küçüğüm...

yanaşma daha fazla
incitirim bilmeden küçüğüm
girme rüyalarıma
uyanmak için ölmem gerekir
sevmeyi öğrenmem
zahmetlere sokma beni küçüğüm

gezinme damarlarımda
kana bulanma küçüğüm
girme sol mememin altına
kurtulmak için söküp atmam gerekir
ve inan kolay değil
onsuz yaşamak
duygusuzluğa iteleme beni küçüğüm

seninkiler sadece kurma
enkaza çeviririm istemeden küçüğüm
girme işte hayatıma
büyük sözü dinle az
anlatmak için bağırmam gerekir
utanırım sana ses etmeye küçüğüm...

topla eşyalarını git kadınım

topla eşyalarını git kadınım
ben alışığım yalnızlığa
bir başınalık koymuyor artık
sen tasalanma
kadehimle sigaram
dost olurlar bana
arada bir de
intihar düşüncesi
topla eşyalarını git kadınım
zaten istesem de kalmazsın
kandırmayalım kendimizi
daha fazla
beni düşünme sen
yüreğimi sıkıştırdım bavuluna
onu da götür yanında
ve git kadınım!

ben orada

hani sen bana dönüp yüzünü
öyle tatlı bir tebessüm
hediye ettin ya yüreğime
ben orada öldüm!

baktın ya
içeriyi görmek istercesine
göz bebeklerime
ben orada öldüm!

elin değdi ya
habersizce elime
ve yanımdaydın sen
ben orada öldüm!

sonra seni
gördüm ya
onunla
ben orada hayata döndüm!

bir şeytan ayinindeyim

ellerim kan revan içinde
bir şeytan ayinindeyim
elimde mızrak sivribaşlı
ve iki üç parmağımda
satanın kanı simsiyah
ölümlü tanrılara sayıp sövüyoruz
onların bizi taşladığı gibi
ve fark etmeseler de
ısıtabilir içlerini cehennem ateşi
yanmaktan korkmasalar bu denli

ve bir parça kan görmek
cesaretlendirebilir mi onları
onlar ki ölümlü tanrılardır
elleri tertemiz
ve şeytana uymazlar gece yarıları
rüyalarında misal
cennete satmışlar
kalplerini ve bedenlerini

onlar için
bir şeytan ayinindeyim
hissedebilmeliler sıcağı tenlerinde
ve elleri simsiyah
satanın kanıyla temizlenmeli ki
tadabilsinler zevki

ve bir parça kan görmek
cesaretlendirebilir mi ki onları
onlar ki uğurlarında
satanın kanını feda ettiğim
ölümlü tanrılardır
kanlı elleri...

gölgem ve kavgam

gölgem küçüldükçe
büyüyor kavgam
ara sokaklardaki
aç karanlıkmışçasına
mumları üflüyorum
böylece git gide
daha bir küçülüyor
gölgem ve kavgam
devasa boyutlara ulaşıyor
bahara yetişmek için koştukça
nefes nefese kalıyorum
alnımda su damlacıkları
bir sağanak yağmur başlıyor
söndü bütün mumlar
ve gölgem yok artık
kavgamsa mechul...

kayalık

elimde bira
yanımda hayalin
oturuyordum
kayalıklarda
sonra hayalin
kalkıp gitti
rüzgarla
bir dalga
yaladı geçti
gözlerimi
yüreğim ıslandı
şöyle bir bakındım
sayfalarıma
uzunca bir süredir
seni yazmışım
aklıma
düşmüşsün neredeyse
her gece
şöyle bir bakındım
akıl defterime
çok geride kalmış
senden öte şeyler
ve seni düşlemişim
sayfalarca
sıkılmaksızın
hala yaptığım da bu
son satırlarımdasın...

benim hatam

benim hatam
kendimi fazla
teslim etmemeliydim sana
hayalini kurmamalıydım
öylesine yakınımda
ve rüyalarımda
olmamalıydım işte
kollarında

benim hatam
yanaşmamalıydım sana bu denli
yanacağım başından belli
yine de attım kendimi
sıcaklığın bir nebze ısıtır da
çözer diye belki
buzlarını yüreğimin

benim hatam
kaybolmamalıydım gözlerinde
ve her daim bir anlam
aramamalıydım sözlerinde
çocukluk sezip de sevişimde
irkildim

benim hatam
biliyordum ya sonunu
yine de umuyordum
değiştirilebilir olduğunu
hissetmek istedim soluğunu

benim hatam
fazlaca erken
düşlemek seni
günler aylar geçerken

benim hatam
farkettim biraz geç
şimdi olacakları sen seç

benim hatam
aşk zannetmem her şeyi

benim hatam
sıcaklığı gidiyor ilk sevmelerimin
düşünmek zamanıdır şimdi
yolları aştı çoktan kapıma
dayandı gerçekler lakin
ben hayallerimden alacaklıyım
gerçeklerin benden olduğu kadar..

giderken iyi şeyler olmuyor

söyleyecek sözün yoksa
yahut var da susmayı tercih ediyorsan
arkanı dönüp
gitmeyi bileceksin
şayet kalırsan iyi şeyler olmuyor

gidiyorsa karşındaki
ve söyleyecek sözün varsa
yahut yok da konuşmayı tercih ediyorsan
uzanıp koluna
tutmayı bileceksin
şayet bırakırsan iyi şeyler olmuyor

ayin

bir şaheser bekliyordu kadın
adamsa kusurlara göz yumuyordu
böylece başladılar kazmaya
çürüyüp toprağa karışmış
yahut böceklerce ayrıştırılmış
etlerden arta kalan
kemikleri de tuzlayıp
yakabilmek için..
çünkü ayetlere göre
böyle arınıyordu ruh
dünyevi hırs ve nefretlerinden

bir şaheser bekliyordu kadın
nihayet özgür olacaktı
adamsa kusurlara göz yumuyordu
ayetin vaatlerinin
kesin olmayışına aldırmayarak
o da yakmaktan yanaydı kemikleri
hiçbir şey kalmamalıydı geriye

bir şaheser bekliyordu kadın
ve kusurlara göz yumuyordu adam
ikisinin istediği de oldu
yaktıkları kemiklerden
kusurlu bir şaheser ve
şaheser gibi bir kusur yarattılar
mümkün müdür
kapatmak kapıları
onca ışığın üzerine
sürgülemek sımsıkı
kalan son misafirleri de
yolladıktan sonra
toplamak o dağınıklığı
almamak kimseyi içeri
mümkün müdür
kapatmak kapıları
yahut kapandıktan sonra
bulunacak mı aynı
eski hal eski düzen
mümkün müdür
geriye dönmek
ve bir şeyler bulabilmek
yitirilenlerden
rüzgar tokatlar indiriyordu yüzüme
ellerim sızlıyordu pişmanlıktan
henüz bırakmıştım kalbimi yanında
daha yeniydi bu duygu, aitsizdim
gülümsemiyordum artık
hissetmiyordum da
seninle bitmişti çünkü her şey
başkalarının başlaması mümkündü
ancak her yeni aşka
yeni bir kalp gerekti
eskisini kullanamazdım,kırmıştın.
yoksun
şaşırmam yersiz aslında
olmayacağın yeni yeni basıyor kafama
aptallık değil çocukluktu benimkisi
sense çoktan ruhunu teslim etmiştin
belki tanrıya belki de şeytana
bilmiyorsun
içinde bulunduğun edepsiz sahneleri
ve terleyerek uyanışlarımı...
...geceleri...
...bazen adını haykırırcasına...
...susuyorum...
...çöllerde günlerce yürümüşçesine...
...kavruluyor ağzım, dilim
çoğunlukla da aklım ve bedenim
işte ben öyle
seni konu edindim kendime
nicedir içimde bir yerlerdesin
gölgen geziniyor üzerimde
benden uzak olmalısın ki
dokunabileyim sana
koynumda uyumalısın ki
özleyebileyim seni
susmalısın ki
duyabileyim sesini
ve sana bakmamı istersen
sakın kaçırma gözlerini
şayet aklıma uyup
yaparsan her şeyin tersini
dersin ya bir gün
"sevmiyorum seni"
deme! alınırım...
bakma hep hayallerden
dem vurduğuma
yaşadım..
yaşanmışlıkların
ihtimal oluşları
hoşuma gidiyor yalnız
gerçeklerini
pek yetersiz buluyorum..

şizofren

bana doğru yürüyordun
yeşile yakın gözlerin
varlığımı ararcasına
sağa sola bakındılar
ve buldular beni
karşındaydım.
yürümeye devam ettin
ben de sana doğru
aceleye gerek yoktu
koşmak ikimize de
zor ve tehlikeli geliyordu
inceden bir tebessüm
yayıldı güzel dudaklarına
şeklini seviyordum dudaklarının
onları öpme düşüncesini seviyordum
sonra başını yavaşça eğdin
gözlerini kapayıp açtın
yanımdan geçiyordun
selamlaştık...

yaz

yaz gel artık!
sıcaklığınla sarhoş olalım
soğuk denizlerinde ayılalım sabah
ve ılıklığına sığınalım
gecenin kör karanlığında
yalnızlığımızı unutturacak
birkaç gece ver bize
içip sızalım kumsalda
belki konuşuruz bile
toplaştığımız dostlarla
sen gel de bir hele
gerisi bize kalmış!
bir mantığı yok eylemlerimin
bir taktiği yahut sevgilerimin
sen de aramayı bırak artık
bir sebebi yoktur her şeyin
çok olmuştu sesini duymayalı
yüzüne böyle uzun uzadıya bakmayalı
çok olmuştu seni yanımda bulmayalı
iyi oldu geldiğin
eskileri getirdiğin
yine kımıldadı yüreğim
çok olmuştu hissetmediğim
iyi oldu geldiğin
özlemişim..

çoktur

dudakların aralanmış
gözlerin dalgın
sanki başka yerlerde aklın
bir derdin mi var bilemedim
susuyorsun çoktur...

yanakların allanmış
gözlerin nemli
sanki ağlamışsın belli
bir aşkın mı var bilemedim
bakıyorsun çoktur...

yüzün aka çalmış
gözlerin donuk
sanki ruhunun ışığı sönük
bir ölüm mü var bilemedim
yoksun çoktur...
ortalık aydınlanıyor
gecemin başlaması yakındır
güneş batıdan doğuyor
zaman kavramım yok kalıplaşmış
başkalarına uymayı
sevemedim oldum olası
kendi sabahımı
kendim uyandırıyorum
gecem ise rüyalarımın katili
artık sorgulamıyorum...

yalan değildi

seviyorum dedim yalan değildi
her gözlerime bakışında eriyordum

özlüyorum dedim yalan değildi
her gidişinde yolunu gözlüyordum

uyuyorum dedim yalan değildi
beni farketmeyişine aldırmıyordum

biliyorum dedim yalan değildi
seni yalnızca hayal ediyordum

ölüyorum dedim yalan değildi
her "sen" deyişimde yalan söylüyordum

be sevgili

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
gözlerime bakıp da
yalnız gözlerimi görebilir
ellerimi tutup da
yalnız soğukluğunu farkedersin

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
her bana bakışında beni
ama içimdekini
görüp de o fırtınaya
seyirci kalırsın sadece

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
bir yaz akşamı kumsalda
ay ışı altında sevişmek
bana uymuyor ki
diğerleri gibi

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
kimseler bilmez çünkü
boşver şimdi sen de bilme
ben de merak etmeyi
bıraktım be sevgili

asla yaşanmayacaklara

Oturmuş seni düşünüyorum
Başka işim yokmuş gibi…
Gözlerini, dudaklarını görüyorum
Elimi uzatsam dokunacak gibi…
Nefesini yüzümde hissediyorum   
Birazdan öpecek gibi…
Ama yetmez bunlar biliyorum
Geleceğinde olmayışım gibi…
Asla yaşanmayacakları yazıyorum
Tüm kelimeler benim gibi…
Ve sensizliğe yanıyorum
Bir zamanlar benimmişsin gibi…
Hiç benim olmadın seziyorum
Beynime hançer saplar gibi
‘kalbime’ demiyorum
Seni kalpten sever gibi…
Çünkü seni ‘düşünüyorum’
Hayalimmişsin gibi…
Saçlarını sıkıca kavrıyorum
Rüzgârında savrulmak istemez gibi…
Gözlerine bakıyorum
İçine dalar gibi…
Dudaklarına dokunuyorum
En değerli mücevher gibi…
Bir milim kalınca çekiliyorum
Öpsem incitecek gibi…
Kalan yolu sen gel istiyorum
Boğulmaktan kurtarır gibi…
İstediğimi alıyorum
Sesimi duymuşsun gibi…
Delicesine bir tutkuyla öpüyorum
Yüzyıllardır hasret gibi…
Parmaklarına benimkileri kenetliyorum
Sende hapsolmuşum gibi…
Şu an resmine bakıyorum
Yanımdaymışsın gibi…
Ve o zaman daha bir anlıyorum
Asla yaşanmayacaklar gibi…
Bir gün anlamanı umuyorum
O güne dek bekleyecek gibi…
Çünkü gerçek değilsin seziyorum
Varlığın yokluğun bir gibi…
Galiba aklımı kaçırıyorum
Sanırım sana değer gibi…
Yine de bitiriyorum
Hiç başlamamışım gibi…
Çünkü yazdıkça umutlanıyorum
Sanki ihtimal varmış gibi…
Bir hikâye anlatıyorum
Asla yaşanmayacaklara…

18 Şubat 2012 Cumartesi

İçimde ölen bir şeyler var Helga
Artık hissedemiyorum
Tereyağlı ekmeğin tadı da
Uçup gidecek damağımdan
Beş dakikaya
Ve güneş artık ısıtmıyor
Karlar daha kirli eskiye nazaran
Daha gri, tozlu, neşesiz
Bir kahve içiyorum şekersiz
Sütsüz, sert, bok rengi
Günlerdir yıkamadığım
Saçlarımın kokusu gibi
Alıştıklarımı üflüyorum
Balon yapmak üzere
Pembe sakızıma hava niyetine
O da artık tatsız
Bir şeyler Helga
Mühim olduğunu
Sezinlemişim bir vakitler belli
Ne olduğunu
Tam anımsamıyorum şimdi
Haydi Helga götür bedenimi
Ne olursun yanima uzan
İçimde bu eksiklik
Kafamda bu bezginlik
Bir de başıma üşüştü
Bu aralar
Pek lazımmış gibi
Sensizlik
Tam adını koyamıyorum
İçimde ölen bir şeyler var Helga
Bulamıyorum

17 Şubat 2012 Cuma

Beni söyleyemediklerimle gömün toprağa
Yapamadıklarım yatsın bir yanımda
Yalnız hissetmeyeceğim inanın
Bir ölü nasıl hissedebilir ki zaten
Beni bedenimle gömün toprağa
Bir işe yarasın en azından
Pek faydası dokunmamış ruhuma
Ve beni ruhumla gömün
İçimdeki her şey toprağın olsun
İyisiyle kötüsüyle karışsın karasına
Ya da vazgeçtim
Siz iyisi mi yakın beni
Salıverin küllerimi
Dört bir yana dağılayım
Ağlamayın sakın ardımdan
Güzelliklerimle hatırlayın sade
Ve diyemeden bir hoş.akal bile
Uğurlayın beni gözlerinizle
Sözlerinizle ve en çok da
En çok da yüreklerinizle
Beni yüreklerinizde gömün toprağa
Beni yüreklerinizle yakın
Öyle daha yalnız ölürüm...

16 Şubat 2012 Perşembe

gitmek dedim siktirolup gitmek istiyorum bu boktan ilişkilerden..büyük balıkların olduğu sularda yüzerken yem olmak korkusu boğuyor beni..kendi oksijenimi kendim yaratıp çözmek istiyorum hayatımın karanlık sularında..kaybedecek hiçbir şeyim yok dedim özleyeceklerim var elbette fakat beni özleyecek olanları düşünmek ürkütüyor beni..o zaman daha bir anlıyorum neden gitmem gerektiğini..ufak ufak yola koyulmak geçiyor içimden..yatağım beni çağırıyor o zaman..sonsuza dek uyumak istiyorum..o zaman daha bir hatırlıyorum böylesi boktan bir dünyada istediğim şey yalnız rüyada yaşanabilecek türden bir özgürlük..sadece bitmek dedim bitip tükenmek istiyorum bu boktan hayallerde...
ağlamadım henüz
gecenin sensizliğinde
yatağımın hissizliğinde
yüreğimin sessizliğinde
adını koyamadım
yeniydi bu duygu
aitsizdim
henüz
alışamadım...

14 Şubat 2012 Salı

‎"Ulan!.." pezevenk dedi hiç mi düşüp kalktığın hatunlarda beni aramadın.. Hiç mi gözlerine belki benimkilerdir diye bakmadın.. Korkuyor muydun bulmaktan beni.. Bir parçanı kaybetmekten korkar gibi.. Bundan mıydı başkalarını sevişin.. Ulan pezevenk dedi şimdi altında yatana birkaç saatini mi vereceksin.. Bana tahammül dahi edemedigin.. Pek değerli birkaç saatini.. Hiç mi aklına gelmiyor sözlerim.. Dolu dizgin susuşlarım.. Yer yer yüreğimden kaçışlarım.. Ulan pezevenk dedi haydi atla gel madem.. Böylesi yeterliyse sana.. Basitleşmek müstahak bana.. Baksana bir pezevenk uğruna.. Harcadığım zamana, döktüğüm yaşlara.. Ulan salak herif dedi anlamıyorsun değil mi boğazıma takılı kalanları.. Dudaklarımda yarım bırakılanları.. Hepsini dedi içinden. Sonra ağzını açtı "...Ulan!" dedi "şimdi bir şey söylerdim de neyse..."

12 Şubat 2012 Pazar

baya uzun sürdü silkinmem
hayat kuzum..hayat yoruyor beni
ve her şekilde yorulacak olmam
yeni yeni basıyor kafama
yıllarım kısa sürdü silkinirken
birden bitti nasılsa
kendime ve hayata
bütün kredilerim
borçlandım bile hatta
aylaklığa,yokluklara
yitirmeye alışmıştım
ipin ucunu
ip mi o da ne
kendimi kendimden kaçırmıştım
silkindim dedim ya
zor oldu uzun oldu
az biriktirdiklerimi
çok harcadım
dedim ya
baya uzun sürdü silkinmem
yeni yeni kendime geliyorum
maziden çıkarılacak derslerim
bekleyen hayat telafilerim
en önemlisi de
kendime verdiğim sözlerim var
hayat kuzum..hayat yoruyor beni
ve her şekilde yorulacak olmam
yeni yeni basıyor kafama
artık daha sakinim
biliyorum peşinden gidilecekleri
ve vakit varken henüz
kapadım kapılarımı
duygularım dahil
artık hiçbir canlı
giremeyecek içeri

8 Şubat 2012 Çarşamba

"Göt herif! Korkağın tekisin sen başka bir bok değil.."
Doğruydu gençtim, önümde uzun yıllar vardı. Buna rağmen tek bir hayata her şeyi sığdıramamaktan korkuyordum. En çok da insanlardan korkuyordum. Bazıları o denli korkusuzdu ki onlardan biri olmamak için yalvarırdım. Kimi zaman sadece doğmamış olmayı dilerdim. Düşünmek yorucuydu, seçimler yapmak pişmanlıklar doğuruyordu. Çok fazla şey vardı işte. İnsanların emin adımlarla ilerleyişlerini izlerdim. Genellikle yanımdan geçip bambaşka hayatlarına giderlerken çarparlardı omzuma. Uzunca bir süre sızlardı omzum ama sıvazlar, hiçbir şey olmamışçasına selam verip uğurlardım onları. Ölümün sırrıyla uğraşmaktan yaşamayı unutuyordum belki de. Emin olduğum tek bir şey vardı; boşluktaydım..

6 Şubat 2012 Pazartesi

Korkulacak hiçbir şeyin kalmaması
Şimdi ne korkunç bir durumdur
Neyse ki hala sen yoksun..

4 Şubat 2012 Cumartesi


-Hayır Bill, biz seninle hiç birlikte olmadık. Seviştik kelimesi bile fazla gelir, boşaldık sadece. Her şey çok mekanik, oldukça fizikseldi. Lanet olsun Bill! Bir gece de sadece uyuyalım demedin. Neyim ben senin için? Söyle ha neyim? Sadece sikmeyi düşündüğün kadınlardan farkım ne söylesene Bill!

-Tanrı aşkına Helly nerden çıktı bu..

-Şimdi bile konuşmaktan kaçıyorsun işte!!

-Kaçmak değil bu..Ne yapmamı istiyorsun?

-Hayatımdan defolup gitmeni

-Ben gidince her şey düzelecek mi?

-Bir yerden başlamalıyım Bill..

Yarım birayı kafaya diktim, ayak bileklerime düşmüş pantolonu kıçıma çektim, kapıyı açtım. Merdivenleri inerken ağladığını duyuyordum. Neden her şeyi bu kadar planlı yapmak zorundaydılar. Cok fazla soru sormanın ne yararı vardı ki.. Sonunda bi bok yapmadığıma, sadece canının ağlamak istediğine karar verdim. Kadınlar kendi kendilerine acı çektiriyorlardı. Daha da korkuncu bundan garip bir şekilde zevk alıyorlardı.
"Aşk adamıyım ben!" dedi. Bir sigara daha yakıp ona şevkat göstermeye karar verdim. İhtiyacı vardı birilerinin ona acımasına. Bu gece onu dinleyecek bir adam bulduğu için şanslıydı. Düzüştüğü hatunları anlatıyordu "bir keresinde de.." O anlattıkça daha az duyuyordum onu. "bağlanmak bana göre değil Bill.. İnsanlar bütün bir örü tek partnerle nasıl geçirirler anlamıyorum. Cidden, her gün tavuk yemek gibi bir şey bu. Hatta.." karşıdaki kırmızı dudaklı hatuna göz dikmiştim. Islak ve dolgundular biçilmiş kaftan! Gözlerimi dudaklarına diktim. Bir müddet umutsuzca elime baktım. Bütün o insanlar olmasa elime patlatabilirdim. Öyle serbestti ki dudakları hissediyordum, bu işte iyi olmalıydı. Düşünmek iyi geliyordu. Yanımdaki serseriye şevkat göstermemi kolaylaştırıyordu en azından..