28 Şubat 2012 Salı

biraz gururu olan herkesi ağlatabilir
siyah dumanıyla tüttürülmüş bir klarnet
ne denli mutluysan hayata inat
insanlara inat ne denli gülüyorsan
o denli acıtabilir canını
yalnızlığının ilk ışıklarında
havanın buz kokusunda
bütün işlenmedik günahlardan
biraz sevgisi olan herkesi arındırabilir
iki dudak arasındaki merhaba

26 Şubat 2012 Pazar

Hiç başka birinin çişi için kalkmadım masadan
Ve bununla gurur duyuyorum
Ellerinden tutmama ihtiyaçları olmadığını fark edecekler
Ne de olsa ben her zaman yanlarında olamam
Alışmalılar...
İnsanlar yaşlanıyordu
Ben onlara inat
Gençleşiyordum
Hikayem yeni başlıyordu
Ortasından başlayan bir film gibi
Öncesini bilmezdim
Yoktu

İnsanlar susuyorlardı
Ben onlara inat
Konuşuyordum
Sözcüklerim yeni başlıyordu
Yarım kalan bir cümle gibi
Sonrasını bilmezdim
Çoktu

25 Şubat 2012 Cumartesi

Tanrım
Bir peygamber gönder bana
Bir ses bir melek bir işaret
Al beni cennetine
Unut işlediğim bütün günahlarımı
Utanacağım ve sen bileceksin
Tapındığım kullarını

Tanrım
Bu arafta bırakma beni
İnandır var olduğuma
Bir ışık bir tabela bir harita
Yürüyeceğim cennetine
Utan bütün çektirdiklerinden
Unutacağım ve sen bileceksin
Dinlemediğin dualarımı
Ne kadar istemiştim
Benim olmanı
Tüm güzelliğinle
Tüm acılarınla
Tüm gülüşlerinle
Tüm dudaklarınla
Tüm kalbimle
Senin olmayı
Ne çok istemiştim
Anlamsız geliyor
Biliyorum
Sana layık değilim
Anlıyorum inan
İnan bana sevgilim
Yine de istemiştim işte
Ve hayat her zaman
Vermiyor istediklerimizi bize
Öğreniyorum
Bir daha istemeyeceğim
Hiçbir şeyi
Bu kadar çok
Bu denli sapkınca
Alçakça
Açıkça
Oysa
Ne kadar ortadaydım
Ne kadar senindim
Eğilip almadın beni yerden
Birinin görmesinden
Ayıplanmaktan korktun belki
Ya da tenezzül etmene
Değmezdim
Bıraktın beni öylece
Ve ben sahipsizdim
Ne kadar istemiştim
Özgür olmayı
Tüm sınırlarıyla
Tüm zincirleriyle
Tüm gökyüzüyle
Tüm kanatlarımla
Bilinmez bir yerlere uçmayı
Öyleydi işte
Tekerlekli bir sandalyede
Ne kadar yürümek isterse insan
O kadar istemiştim inan
Biliyorsun
Aptalın biriyim
Laf söz dinlemem
Kan çıkar
Kan tükürür
Yine de
Ve hatta ille de
İçerim zehirlerimi
Ve kızılcık şerbetiydi derim
Gözlerine bakarak milletin
Ve sen gülersin
Ama ne severim gülüşünü
Bilmezsin
Issız
Birkaç kişi
Uğruyor sokağıma
Camımın ardından
Bakıyorum
Küfürler ediyorum
Onlara
Selam edeyim
Kelâm edeyim
İstiyorlar
Bekliyorlar
Hiç biri
Sen değil
Diye baç çevir
-mek olur mu
Olmaz
Kendime saklıyorum
Çeğizimi süslüyorum
Hiç gelmeyecek
Düğün
Gönlüme asitler
Yağdır
Mevlam
Yandım
Su

24 Şubat 2012 Cuma

Kızardım sana
Sen deyince
Adın geçince
Al al olurdu yanaklarım

Kızardım sana
Sen gelince
Sözlerin senince
Al al olurdu dudaklarım

Kızardım sana
Sen bakınca
Gözlerin yakınca
Al al olurdu kalbim

Kızardım sana
Sen gidince
Ben bitince
Al al olurdu cesedim
konuştuklarım,
sustuklarım çekirdeğini doldurmaz
yanmaktan korkarak
ellerimi cebime sokuyorum
ateşe yanaşmak yerine.
yeri hissettirircesine
eskimiş ayakkabılarım
fakat durmuyorum
ayaza inat
yıldızlara inat
sana inat
en çok
en çok da kendime
kendime inat
yürüyorum güneşe doğru
yağmurlar söndürmeden yetişmeliyim ona
söylemeliyim sustuklarım çekirdeğini doldurmayan
konuşacaklarımı..
anlatmalıyım
benim için nasıldı
sahi nasıldı
unutuyorum yahu
dur
dur be çocuk
oyalama beni!
güneşe yetişmeliyim
yağmurlar onu söndürmeden önce
ve söylemeliyim ona
ne kadar
olduğunu
dolduğunu yüreğime
neredeyse unutuyordum
haydi
haydi be çocuk
durma yağmurlarda
hava soğuk
git evine
ıslanma üşüme
bu yağmurlar, bu fırtına
sana göre değil
üşütürsün
konuş
konuş be çocuk
anlat sen de güneşine
yağmurlar onu söndürmeden önce
koş yetiş
konuş yetiş
haydi çocuk
sağ salim demeyeceğim
güle güle de komik olur
ağlaya ağlaya
kanaya kanaya
yaralı ölü
var güneşine
yağmurlar onu söndürmeden önce!

sakız

Hani tatlı bir sakız atarsın ağzına
Yavaş yavaş tadı ederken veda
Birkaç tane daha atmak istersin
Atarsın da tatlanır
Sonra o da geçerken
Bir tane daha ve bir tane daha
Sonra paket biter
Ağzında koskocaman sakız
Çenen ağrımaya başlar
Şakakların zonklar
Tadı da gider gibi olunca
Çıkartırsın sakızı
Sığıtırsın bir kenara
İşte ben de öyle
Eee...
Buradan bağlayacağım bir konu
Çıkartılacak bir ders yok
Hani ben yapardım
Belki siz de yapıyorsunuzdur arada
O yani
Hayat kisa
Bunu bil
Beni bul..
Yeniliyorum hayata ve o zaman daha bir yeniliyorum hayati..

seni unutmak için içtim dün gece..sonra sen geldin aklıma

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
gözlerin,dudakların
yerleşti göz kapaklarıma
ve sesin ninni söyledi
kulaklarımda...

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
onca kadehin yapamadığını
sen yaptın;sarhoş oldum
yanımdan geçen garsonun
sana benzer kokusuyla...

seni unutmak için
içtim dün gece
sonra sen geldin aklıma
gerisini hatırlamıyorum...

düzdüğün fahişelerini

sorsam söyleyecek misin sanki
yahut kendin hatırlar mısın
düzdüğün fahişelerin isimlerini
kendine sordun mu adam mısın
hep sorular
bulamadık cevap verebileni
sabah kalktığında fark ediyor musun
hayatındaki eksikliğimi
yahut arıyor musun
dırdır yapacak birilerini
yoksa konuşmaktan yana değil misin
başka şeylere mi harcamalılar enerjilerini
yüksek noktaya ulaştırır mısın
hatırlamadığın isimli
düzdüğün fahişelerini...

ayrılış

yeni bıraktım ellerini
üşüyorsundur şimdi
gözyaşların ıslatıyordur yanaklarını
içinden küfürler yağdırıyorsundur bana
lanetler okuyorsundur
tanıdığın güne beni
ve sevdiğini yalanlıyorsundur
yalan olduğunu bilerek içten içe
biliyorum
başka adamlar da sevecek seni
korkmamalısın
bense bulamam bir daha böylesini
bilmiyorsun ki
seni bırakışım sevdiğimdendir
sen yine et küfürlerini
çünkü yeni bıraktım ellerini...

küçüğüm...

yanaşma daha fazla
incitirim bilmeden küçüğüm
girme rüyalarıma
uyanmak için ölmem gerekir
sevmeyi öğrenmem
zahmetlere sokma beni küçüğüm

gezinme damarlarımda
kana bulanma küçüğüm
girme sol mememin altına
kurtulmak için söküp atmam gerekir
ve inan kolay değil
onsuz yaşamak
duygusuzluğa iteleme beni küçüğüm

seninkiler sadece kurma
enkaza çeviririm istemeden küçüğüm
girme işte hayatıma
büyük sözü dinle az
anlatmak için bağırmam gerekir
utanırım sana ses etmeye küçüğüm...

topla eşyalarını git kadınım

topla eşyalarını git kadınım
ben alışığım yalnızlığa
bir başınalık koymuyor artık
sen tasalanma
kadehimle sigaram
dost olurlar bana
arada bir de
intihar düşüncesi
topla eşyalarını git kadınım
zaten istesem de kalmazsın
kandırmayalım kendimizi
daha fazla
beni düşünme sen
yüreğimi sıkıştırdım bavuluna
onu da götür yanında
ve git kadınım!

ben orada

hani sen bana dönüp yüzünü
öyle tatlı bir tebessüm
hediye ettin ya yüreğime
ben orada öldüm!

baktın ya
içeriyi görmek istercesine
göz bebeklerime
ben orada öldüm!

elin değdi ya
habersizce elime
ve yanımdaydın sen
ben orada öldüm!

sonra seni
gördüm ya
onunla
ben orada hayata döndüm!

bir şeytan ayinindeyim

ellerim kan revan içinde
bir şeytan ayinindeyim
elimde mızrak sivribaşlı
ve iki üç parmağımda
satanın kanı simsiyah
ölümlü tanrılara sayıp sövüyoruz
onların bizi taşladığı gibi
ve fark etmeseler de
ısıtabilir içlerini cehennem ateşi
yanmaktan korkmasalar bu denli

ve bir parça kan görmek
cesaretlendirebilir mi onları
onlar ki ölümlü tanrılardır
elleri tertemiz
ve şeytana uymazlar gece yarıları
rüyalarında misal
cennete satmışlar
kalplerini ve bedenlerini

onlar için
bir şeytan ayinindeyim
hissedebilmeliler sıcağı tenlerinde
ve elleri simsiyah
satanın kanıyla temizlenmeli ki
tadabilsinler zevki

ve bir parça kan görmek
cesaretlendirebilir mi ki onları
onlar ki uğurlarında
satanın kanını feda ettiğim
ölümlü tanrılardır
kanlı elleri...

gölgem ve kavgam

gölgem küçüldükçe
büyüyor kavgam
ara sokaklardaki
aç karanlıkmışçasına
mumları üflüyorum
böylece git gide
daha bir küçülüyor
gölgem ve kavgam
devasa boyutlara ulaşıyor
bahara yetişmek için koştukça
nefes nefese kalıyorum
alnımda su damlacıkları
bir sağanak yağmur başlıyor
söndü bütün mumlar
ve gölgem yok artık
kavgamsa mechul...

kayalık

elimde bira
yanımda hayalin
oturuyordum
kayalıklarda
sonra hayalin
kalkıp gitti
rüzgarla
bir dalga
yaladı geçti
gözlerimi
yüreğim ıslandı
şöyle bir bakındım
sayfalarıma
uzunca bir süredir
seni yazmışım
aklıma
düşmüşsün neredeyse
her gece
şöyle bir bakındım
akıl defterime
çok geride kalmış
senden öte şeyler
ve seni düşlemişim
sayfalarca
sıkılmaksızın
hala yaptığım da bu
son satırlarımdasın...

benim hatam

benim hatam
kendimi fazla
teslim etmemeliydim sana
hayalini kurmamalıydım
öylesine yakınımda
ve rüyalarımda
olmamalıydım işte
kollarında

benim hatam
yanaşmamalıydım sana bu denli
yanacağım başından belli
yine de attım kendimi
sıcaklığın bir nebze ısıtır da
çözer diye belki
buzlarını yüreğimin

benim hatam
kaybolmamalıydım gözlerinde
ve her daim bir anlam
aramamalıydım sözlerinde
çocukluk sezip de sevişimde
irkildim

benim hatam
biliyordum ya sonunu
yine de umuyordum
değiştirilebilir olduğunu
hissetmek istedim soluğunu

benim hatam
fazlaca erken
düşlemek seni
günler aylar geçerken

benim hatam
farkettim biraz geç
şimdi olacakları sen seç

benim hatam
aşk zannetmem her şeyi

benim hatam
sıcaklığı gidiyor ilk sevmelerimin
düşünmek zamanıdır şimdi
yolları aştı çoktan kapıma
dayandı gerçekler lakin
ben hayallerimden alacaklıyım
gerçeklerin benden olduğu kadar..

giderken iyi şeyler olmuyor

söyleyecek sözün yoksa
yahut var da susmayı tercih ediyorsan
arkanı dönüp
gitmeyi bileceksin
şayet kalırsan iyi şeyler olmuyor

gidiyorsa karşındaki
ve söyleyecek sözün varsa
yahut yok da konuşmayı tercih ediyorsan
uzanıp koluna
tutmayı bileceksin
şayet bırakırsan iyi şeyler olmuyor

ayin

bir şaheser bekliyordu kadın
adamsa kusurlara göz yumuyordu
böylece başladılar kazmaya
çürüyüp toprağa karışmış
yahut böceklerce ayrıştırılmış
etlerden arta kalan
kemikleri de tuzlayıp
yakabilmek için..
çünkü ayetlere göre
böyle arınıyordu ruh
dünyevi hırs ve nefretlerinden

bir şaheser bekliyordu kadın
nihayet özgür olacaktı
adamsa kusurlara göz yumuyordu
ayetin vaatlerinin
kesin olmayışına aldırmayarak
o da yakmaktan yanaydı kemikleri
hiçbir şey kalmamalıydı geriye

bir şaheser bekliyordu kadın
ve kusurlara göz yumuyordu adam
ikisinin istediği de oldu
yaktıkları kemiklerden
kusurlu bir şaheser ve
şaheser gibi bir kusur yarattılar
mümkün müdür
kapatmak kapıları
onca ışığın üzerine
sürgülemek sımsıkı
kalan son misafirleri de
yolladıktan sonra
toplamak o dağınıklığı
almamak kimseyi içeri
mümkün müdür
kapatmak kapıları
yahut kapandıktan sonra
bulunacak mı aynı
eski hal eski düzen
mümkün müdür
geriye dönmek
ve bir şeyler bulabilmek
yitirilenlerden
rüzgar tokatlar indiriyordu yüzüme
ellerim sızlıyordu pişmanlıktan
henüz bırakmıştım kalbimi yanında
daha yeniydi bu duygu, aitsizdim
gülümsemiyordum artık
hissetmiyordum da
seninle bitmişti çünkü her şey
başkalarının başlaması mümkündü
ancak her yeni aşka
yeni bir kalp gerekti
eskisini kullanamazdım,kırmıştın.
yoksun
şaşırmam yersiz aslında
olmayacağın yeni yeni basıyor kafama
aptallık değil çocukluktu benimkisi
sense çoktan ruhunu teslim etmiştin
belki tanrıya belki de şeytana
bilmiyorsun
içinde bulunduğun edepsiz sahneleri
ve terleyerek uyanışlarımı...
...geceleri...
...bazen adını haykırırcasına...
...susuyorum...
...çöllerde günlerce yürümüşçesine...
...kavruluyor ağzım, dilim
çoğunlukla da aklım ve bedenim
işte ben öyle
seni konu edindim kendime
nicedir içimde bir yerlerdesin
gölgen geziniyor üzerimde
benden uzak olmalısın ki
dokunabileyim sana
koynumda uyumalısın ki
özleyebileyim seni
susmalısın ki
duyabileyim sesini
ve sana bakmamı istersen
sakın kaçırma gözlerini
şayet aklıma uyup
yaparsan her şeyin tersini
dersin ya bir gün
"sevmiyorum seni"
deme! alınırım...
bakma hep hayallerden
dem vurduğuma
yaşadım..
yaşanmışlıkların
ihtimal oluşları
hoşuma gidiyor yalnız
gerçeklerini
pek yetersiz buluyorum..

şizofren

bana doğru yürüyordun
yeşile yakın gözlerin
varlığımı ararcasına
sağa sola bakındılar
ve buldular beni
karşındaydım.
yürümeye devam ettin
ben de sana doğru
aceleye gerek yoktu
koşmak ikimize de
zor ve tehlikeli geliyordu
inceden bir tebessüm
yayıldı güzel dudaklarına
şeklini seviyordum dudaklarının
onları öpme düşüncesini seviyordum
sonra başını yavaşça eğdin
gözlerini kapayıp açtın
yanımdan geçiyordun
selamlaştık...

yaz

yaz gel artık!
sıcaklığınla sarhoş olalım
soğuk denizlerinde ayılalım sabah
ve ılıklığına sığınalım
gecenin kör karanlığında
yalnızlığımızı unutturacak
birkaç gece ver bize
içip sızalım kumsalda
belki konuşuruz bile
toplaştığımız dostlarla
sen gel de bir hele
gerisi bize kalmış!
bir mantığı yok eylemlerimin
bir taktiği yahut sevgilerimin
sen de aramayı bırak artık
bir sebebi yoktur her şeyin
çok olmuştu sesini duymayalı
yüzüne böyle uzun uzadıya bakmayalı
çok olmuştu seni yanımda bulmayalı
iyi oldu geldiğin
eskileri getirdiğin
yine kımıldadı yüreğim
çok olmuştu hissetmediğim
iyi oldu geldiğin
özlemişim..

çoktur

dudakların aralanmış
gözlerin dalgın
sanki başka yerlerde aklın
bir derdin mi var bilemedim
susuyorsun çoktur...

yanakların allanmış
gözlerin nemli
sanki ağlamışsın belli
bir aşkın mı var bilemedim
bakıyorsun çoktur...

yüzün aka çalmış
gözlerin donuk
sanki ruhunun ışığı sönük
bir ölüm mü var bilemedim
yoksun çoktur...
ortalık aydınlanıyor
gecemin başlaması yakındır
güneş batıdan doğuyor
zaman kavramım yok kalıplaşmış
başkalarına uymayı
sevemedim oldum olası
kendi sabahımı
kendim uyandırıyorum
gecem ise rüyalarımın katili
artık sorgulamıyorum...

yalan değildi

seviyorum dedim yalan değildi
her gözlerime bakışında eriyordum

özlüyorum dedim yalan değildi
her gidişinde yolunu gözlüyordum

uyuyorum dedim yalan değildi
beni farketmeyişine aldırmıyordum

biliyorum dedim yalan değildi
seni yalnızca hayal ediyordum

ölüyorum dedim yalan değildi
her "sen" deyişimde yalan söylüyordum

be sevgili

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
gözlerime bakıp da
yalnız gözlerimi görebilir
ellerimi tutup da
yalnız soğukluğunu farkedersin

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
her bana bakışında beni
ama içimdekini
görüp de o fırtınaya
seyirci kalırsın sadece

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
bir yaz akşamı kumsalda
ay ışı altında sevişmek
bana uymuyor ki
diğerleri gibi

sen beni sevmek nedir
bilir misin be sevgili
kimseler bilmez çünkü
boşver şimdi sen de bilme
ben de merak etmeyi
bıraktım be sevgili

asla yaşanmayacaklara

Oturmuş seni düşünüyorum
Başka işim yokmuş gibi…
Gözlerini, dudaklarını görüyorum
Elimi uzatsam dokunacak gibi…
Nefesini yüzümde hissediyorum   
Birazdan öpecek gibi…
Ama yetmez bunlar biliyorum
Geleceğinde olmayışım gibi…
Asla yaşanmayacakları yazıyorum
Tüm kelimeler benim gibi…
Ve sensizliğe yanıyorum
Bir zamanlar benimmişsin gibi…
Hiç benim olmadın seziyorum
Beynime hançer saplar gibi
‘kalbime’ demiyorum
Seni kalpten sever gibi…
Çünkü seni ‘düşünüyorum’
Hayalimmişsin gibi…
Saçlarını sıkıca kavrıyorum
Rüzgârında savrulmak istemez gibi…
Gözlerine bakıyorum
İçine dalar gibi…
Dudaklarına dokunuyorum
En değerli mücevher gibi…
Bir milim kalınca çekiliyorum
Öpsem incitecek gibi…
Kalan yolu sen gel istiyorum
Boğulmaktan kurtarır gibi…
İstediğimi alıyorum
Sesimi duymuşsun gibi…
Delicesine bir tutkuyla öpüyorum
Yüzyıllardır hasret gibi…
Parmaklarına benimkileri kenetliyorum
Sende hapsolmuşum gibi…
Şu an resmine bakıyorum
Yanımdaymışsın gibi…
Ve o zaman daha bir anlıyorum
Asla yaşanmayacaklar gibi…
Bir gün anlamanı umuyorum
O güne dek bekleyecek gibi…
Çünkü gerçek değilsin seziyorum
Varlığın yokluğun bir gibi…
Galiba aklımı kaçırıyorum
Sanırım sana değer gibi…
Yine de bitiriyorum
Hiç başlamamışım gibi…
Çünkü yazdıkça umutlanıyorum
Sanki ihtimal varmış gibi…
Bir hikâye anlatıyorum
Asla yaşanmayacaklara…

18 Şubat 2012 Cumartesi

İçimde ölen bir şeyler var Helga
Artık hissedemiyorum
Tereyağlı ekmeğin tadı da
Uçup gidecek damağımdan
Beş dakikaya
Ve güneş artık ısıtmıyor
Karlar daha kirli eskiye nazaran
Daha gri, tozlu, neşesiz
Bir kahve içiyorum şekersiz
Sütsüz, sert, bok rengi
Günlerdir yıkamadığım
Saçlarımın kokusu gibi
Alıştıklarımı üflüyorum
Balon yapmak üzere
Pembe sakızıma hava niyetine
O da artık tatsız
Bir şeyler Helga
Mühim olduğunu
Sezinlemişim bir vakitler belli
Ne olduğunu
Tam anımsamıyorum şimdi
Haydi Helga götür bedenimi
Ne olursun yanima uzan
İçimde bu eksiklik
Kafamda bu bezginlik
Bir de başıma üşüştü
Bu aralar
Pek lazımmış gibi
Sensizlik
Tam adını koyamıyorum
İçimde ölen bir şeyler var Helga
Bulamıyorum

17 Şubat 2012 Cuma

Beni söyleyemediklerimle gömün toprağa
Yapamadıklarım yatsın bir yanımda
Yalnız hissetmeyeceğim inanın
Bir ölü nasıl hissedebilir ki zaten
Beni bedenimle gömün toprağa
Bir işe yarasın en azından
Pek faydası dokunmamış ruhuma
Ve beni ruhumla gömün
İçimdeki her şey toprağın olsun
İyisiyle kötüsüyle karışsın karasına
Ya da vazgeçtim
Siz iyisi mi yakın beni
Salıverin küllerimi
Dört bir yana dağılayım
Ağlamayın sakın ardımdan
Güzelliklerimle hatırlayın sade
Ve diyemeden bir hoş.akal bile
Uğurlayın beni gözlerinizle
Sözlerinizle ve en çok da
En çok da yüreklerinizle
Beni yüreklerinizde gömün toprağa
Beni yüreklerinizle yakın
Öyle daha yalnız ölürüm...

16 Şubat 2012 Perşembe

gitmek dedim siktirolup gitmek istiyorum bu boktan ilişkilerden..büyük balıkların olduğu sularda yüzerken yem olmak korkusu boğuyor beni..kendi oksijenimi kendim yaratıp çözmek istiyorum hayatımın karanlık sularında..kaybedecek hiçbir şeyim yok dedim özleyeceklerim var elbette fakat beni özleyecek olanları düşünmek ürkütüyor beni..o zaman daha bir anlıyorum neden gitmem gerektiğini..ufak ufak yola koyulmak geçiyor içimden..yatağım beni çağırıyor o zaman..sonsuza dek uyumak istiyorum..o zaman daha bir hatırlıyorum böylesi boktan bir dünyada istediğim şey yalnız rüyada yaşanabilecek türden bir özgürlük..sadece bitmek dedim bitip tükenmek istiyorum bu boktan hayallerde...
ağlamadım henüz
gecenin sensizliğinde
yatağımın hissizliğinde
yüreğimin sessizliğinde
adını koyamadım
yeniydi bu duygu
aitsizdim
henüz
alışamadım...

14 Şubat 2012 Salı

‎"Ulan!.." pezevenk dedi hiç mi düşüp kalktığın hatunlarda beni aramadın.. Hiç mi gözlerine belki benimkilerdir diye bakmadın.. Korkuyor muydun bulmaktan beni.. Bir parçanı kaybetmekten korkar gibi.. Bundan mıydı başkalarını sevişin.. Ulan pezevenk dedi şimdi altında yatana birkaç saatini mi vereceksin.. Bana tahammül dahi edemedigin.. Pek değerli birkaç saatini.. Hiç mi aklına gelmiyor sözlerim.. Dolu dizgin susuşlarım.. Yer yer yüreğimden kaçışlarım.. Ulan pezevenk dedi haydi atla gel madem.. Böylesi yeterliyse sana.. Basitleşmek müstahak bana.. Baksana bir pezevenk uğruna.. Harcadığım zamana, döktüğüm yaşlara.. Ulan salak herif dedi anlamıyorsun değil mi boğazıma takılı kalanları.. Dudaklarımda yarım bırakılanları.. Hepsini dedi içinden. Sonra ağzını açtı "...Ulan!" dedi "şimdi bir şey söylerdim de neyse..."

12 Şubat 2012 Pazar

baya uzun sürdü silkinmem
hayat kuzum..hayat yoruyor beni
ve her şekilde yorulacak olmam
yeni yeni basıyor kafama
yıllarım kısa sürdü silkinirken
birden bitti nasılsa
kendime ve hayata
bütün kredilerim
borçlandım bile hatta
aylaklığa,yokluklara
yitirmeye alışmıştım
ipin ucunu
ip mi o da ne
kendimi kendimden kaçırmıştım
silkindim dedim ya
zor oldu uzun oldu
az biriktirdiklerimi
çok harcadım
dedim ya
baya uzun sürdü silkinmem
yeni yeni kendime geliyorum
maziden çıkarılacak derslerim
bekleyen hayat telafilerim
en önemlisi de
kendime verdiğim sözlerim var
hayat kuzum..hayat yoruyor beni
ve her şekilde yorulacak olmam
yeni yeni basıyor kafama
artık daha sakinim
biliyorum peşinden gidilecekleri
ve vakit varken henüz
kapadım kapılarımı
duygularım dahil
artık hiçbir canlı
giremeyecek içeri

8 Şubat 2012 Çarşamba

"Göt herif! Korkağın tekisin sen başka bir bok değil.."
Doğruydu gençtim, önümde uzun yıllar vardı. Buna rağmen tek bir hayata her şeyi sığdıramamaktan korkuyordum. En çok da insanlardan korkuyordum. Bazıları o denli korkusuzdu ki onlardan biri olmamak için yalvarırdım. Kimi zaman sadece doğmamış olmayı dilerdim. Düşünmek yorucuydu, seçimler yapmak pişmanlıklar doğuruyordu. Çok fazla şey vardı işte. İnsanların emin adımlarla ilerleyişlerini izlerdim. Genellikle yanımdan geçip bambaşka hayatlarına giderlerken çarparlardı omzuma. Uzunca bir süre sızlardı omzum ama sıvazlar, hiçbir şey olmamışçasına selam verip uğurlardım onları. Ölümün sırrıyla uğraşmaktan yaşamayı unutuyordum belki de. Emin olduğum tek bir şey vardı; boşluktaydım..

6 Şubat 2012 Pazartesi

Korkulacak hiçbir şeyin kalmaması
Şimdi ne korkunç bir durumdur
Neyse ki hala sen yoksun..

4 Şubat 2012 Cumartesi


-Hayır Bill, biz seninle hiç birlikte olmadık. Seviştik kelimesi bile fazla gelir, boşaldık sadece. Her şey çok mekanik, oldukça fizikseldi. Lanet olsun Bill! Bir gece de sadece uyuyalım demedin. Neyim ben senin için? Söyle ha neyim? Sadece sikmeyi düşündüğün kadınlardan farkım ne söylesene Bill!

-Tanrı aşkına Helly nerden çıktı bu..

-Şimdi bile konuşmaktan kaçıyorsun işte!!

-Kaçmak değil bu..Ne yapmamı istiyorsun?

-Hayatımdan defolup gitmeni

-Ben gidince her şey düzelecek mi?

-Bir yerden başlamalıyım Bill..

Yarım birayı kafaya diktim, ayak bileklerime düşmüş pantolonu kıçıma çektim, kapıyı açtım. Merdivenleri inerken ağladığını duyuyordum. Neden her şeyi bu kadar planlı yapmak zorundaydılar. Cok fazla soru sormanın ne yararı vardı ki.. Sonunda bi bok yapmadığıma, sadece canının ağlamak istediğine karar verdim. Kadınlar kendi kendilerine acı çektiriyorlardı. Daha da korkuncu bundan garip bir şekilde zevk alıyorlardı.
"Aşk adamıyım ben!" dedi. Bir sigara daha yakıp ona şevkat göstermeye karar verdim. İhtiyacı vardı birilerinin ona acımasına. Bu gece onu dinleyecek bir adam bulduğu için şanslıydı. Düzüştüğü hatunları anlatıyordu "bir keresinde de.." O anlattıkça daha az duyuyordum onu. "bağlanmak bana göre değil Bill.. İnsanlar bütün bir örü tek partnerle nasıl geçirirler anlamıyorum. Cidden, her gün tavuk yemek gibi bir şey bu. Hatta.." karşıdaki kırmızı dudaklı hatuna göz dikmiştim. Islak ve dolgundular biçilmiş kaftan! Gözlerimi dudaklarına diktim. Bir müddet umutsuzca elime baktım. Bütün o insanlar olmasa elime patlatabilirdim. Öyle serbestti ki dudakları hissediyordum, bu işte iyi olmalıydı. Düşünmek iyi geliyordu. Yanımdaki serseriye şevkat göstermemi kolaylaştırıyordu en azından..